Fethi Yeken

Fethi Yeken

Fethi Yeken

3 Mayıs 1933 yılında doğan YekenEl İslaki Üniversitesi’nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. Doktorasını İslami ilimler ve Arap dili edebiyatı üzerine yaptı. Mısır İhvan-ı Müslimin hareketinin Lübnan kolu olan Cemaat-i İslami‘yi kurdu. 1992 yılında milletvekili olduktan sonra Cemaatin liderliğini bıraktı. 1996 yılına kadar mecliste bulundu. Daha sonra eşi Muna Haddad‘ın kurduğu Canan Üniversitesi‘nde ders vermeye devam eden Yeken, geçtiğimiz yıllarda Lübnan‘da yaşanan olayların ardından Cemaati İslami‘den ayrılıp “İslami Eylem Cephesi”ni kurdu. Yeken önderliğindeki bu hareket Hizbullah’a destek veren sünni cemaatlerin başında geliyor. Yeken’e göre Hizbullah’ın Beyrut eylemi ABD işbirlikçilerine ve direniş karşısındaki herkese verilmiş bir ders niteliğindedir. Yeken’in yardımcısı Şeyh Abdunnasır Cebri ise Lübnan’da olan bitenlerin mezhepçilikle hiç alakası yok. Olay bölgeyi mezhep ve etnik temelde devletlere bölmek isteyen ABD-İsrail çizgisiyle Afganistan, Pakistan ve İran’dan başlayarak Irak, Lübnan ve Filistin’e oradan Somali ve Sudan’a kadar uzanan direniş ve cihat çizgisi arasındaki siyasi çekişmeden ibarettir. . İslam dünyasındaki İslami hareketler üzerinde büyük emeği olan Fethi Yeken’i 13 Haziran 2009 günü kaybettik.

 

 

Yeken Külliyatı:

Fethi Yeken‘in tüm kitapları Ravza Yayınları tarafından bir külliyat halinde Türkçe olarak basıldı.

 

Fethi Yeken Külliyatındaki Kitaplar:
Müslüman Olmam Neyi Gerektirir
– İslâm Gençliği
– Teori Ve Pratikte İslâm
– Davet Yolunda Hazırlık
– İslâm’a Nasıl Davet Edelim?
– Davet Yolunda Dökülenler
– Davetçiye Notlar
– Çağdaş Davet Önderleri
– İslâm’a Davette Fikri Hastalıklar
– Davet ve Davetçinin Problemleri
– İslâm’ın Işığında Hareket ve İdeolojiler
– Çağdaş Saldırılar Karşısında İslam Âlemi

Üstada Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve tüm İslam âlemine başsağlığı dileriz.

 

        Fethi Yeken’in Kaleminden Hayatı

İlk Yetişme: Çocukluk Dönemi

 

Allah’ın izniyle, 1933 yılının Şubat ayında doğdum. Çok dindar, muhafazakâr bir çevrede büyüdüm. İlk çocukluk yıllarımı babaannemin kanatları altında yaşadım. Allah ona rahmet eylesin (Vesile Merhaba), dedem Muhammed Şerif Yeken doğumumdan birkaç gün önce vefat ettikten sonra beni onun yerine koyarak bende teselli bulmuştu.

 

Büyükannem çok dindardı. Tavizsizdi ve güçlü bir kişiliği vardı. Onun elinde abdesti, namazı ve terbiyeyi, bana bugün de gereken temizlik, düzen, sağduyulu olma ve fakirleri sevmek gibi erdemleri öğrendim.

 

Odasında beyaz ışık saçan zarif mobilyalar vardı. Ben okula gidene kadar günümü yanında geçirirdim. Bazen gümüş renkli saçlarıyla oynar, o da beni şefkatle kucağına çekerdi- bazen de beyazına dağların zirvesindeki beyaz denen çarşafla örtülü madeni yatağının üzerinde oynardım.

 

Bu şekilde, Trablus Şehri’nin Rifaiye Bölgesinde mevcut bu evde büyüdüm. Dindar ve sevgiyle şefkatle dolu olmasına karşın tavizsiz ancak her şeye rağmen bulunması zor bir hazine olan bir babaanne ile tavizsizliği ondan aşağı olmayan bir baba arasında yaşayıp terbiye oldum.

 

Annem Ayşe ise (Allah ona rahmet etsin) şefkatten bir kütleydi. Ancak onu kontrol edebilmesi ya da dozunu azaltabilmesi zordu.

 

Tavizsiz Ama Faydalı

 

Evet, doğru biz çocuklar evlerimizi askeri kışla gibi yapan tavizsizlikten daralıyorduk ancak yaşımız ilerledikçe bunun faydasını gördük.

 

Babam (Muhammed İnayet) evin dış kapısının girişine kendisinden sadır olan bildirilerin üzerinde yazılı olduğu bir levha asmıştı. Bu levhada şunlar yazılıydı:

  • Akşam eve dönüş saatinin belirlenmesi.
  • Yemek öğünü saatleri; sabah, öğlen, akşam.
  • Banyo yapma vakitleri.
  • Temizlik ve düzenle alakalı talimatlar.
  • Derslerle ve yeni ortaya çıkan durumlarla ilgili tembihler.

 

Onun varlığının, heybetinin ve tavizsizliğinin tüm aile fertleri üzerinde bir etki bıraktığını hatırlıyorum. Hatta evimizi terk etmeyen kediler bile bunlardan biriydi. Babam kapı kilidini tamir ederken anahtarlarının sesini duyduklarında saklanırlardı.

 

Dedem Hikmet Şerif Yeken (annemin babası)

 

Annemin babası dedem Hikmet Şerif Yeken bilinen bir yazar, şair, tarihçi ve edebiyatçıydı. Eserlerinin birçoğu el yazısıyla kaldı, basılmadı. 1880 yılında Trablus’ta doğdu, 1948 yılında da Lazikiye’de vefat etti. Eşim uzun yıllardır eserlerinden bir tanesinin (En Eski Çağlarından Günümüze Trablusşam Tarihi) tahkikine kalkıştı. 36 bölümden oluşan Dinler Tarihi gibi diğer el yazıları da tahkik edip basacak kimseleri beklemektedir. Allah rahmet eylesin çok iyi Türkçe bilir, Farsça, Urduca ve Fransızca konuşurdu.

 

Asitane (İstanbul) de ilim tahsil ettikten sonra yüksek diplomalarla Trablus’a döndü. Şeyhlerinin ilimlerinden yudumladı. Şeyhlerinin en meşhurları da Muhammed Neşabe (1813-1890), Şeyh Abdulgani er-Rafii (1816-1890) ve Şeyh Abdulkadir er-Rafii  ve diğerleri idi.

Dedemin eserlerinden ve çalışmalarından biri de Lazakiye’de çıkardığı Er-Ragaib isimli dergiydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında birçok hususlarından dolayı durduruldu. Sonra tekrar yayınlanmaya başladı.

 

Dedem Lazakiye’de, oradaki işinin etkisiyle şehrin müftüsü Şeyh Abdulkadir El-Müfti’nin kızı Nazire (Allah rahmet eylesin) ile evlendi. Ninem kendisine üç kız verdi: Ayşe (annem), Mühendis Salah Ramazan’la evlenmesinden kısa bir süre sonra vefat eden Azime ve Lazakiye’den Mithat Ücan’ın eşi Arabiye.

 

Dedem beni güçlü ve farklı bir sevgiyle sevdi. O kadar ki bu sevgisi kendisini bana dopdolu büyük kitaplığını vasiyet etmeye itti. Vefat ettiğinde yaşım küçük olduğu için bu eşsiz kitaplıktan birçok şey kayboldu. Babam, muhafaza edebildiği el yazılarına ek olarak bu kitaplıktan ancak çok azını Trablus’a nakledebildi.

 

Kaderin cilvesi dedem  Lazakiye’de vefat etti ve orada gömüldü. Ninem Nazire Hanım ise Trablus’ta vefat edip orada defnedildi. Allahu  Teala “Hiçbir nefis yarın ne kazanacağını bilmez; bir nefis nerede öleceğini de bilmez!” (Lokman / 34) kavliyle ne kadar da doğru buyurdu.

 

Gençlik Dönemi

 

Genç yaşta en-Necah el-Vataniyye okuluna ardından da resmi en-Nemuzec okuluna gittim. O vakit on yaşındaydım. Okulun müdürü Dr. Hasan el-Hucce, din eğitiminden sorumlu da Şeyh Nasuh El-Barudi idi (Allah ikisine de rahmet etsin).

 

Trablus Sokaklarında Unutulmaz Fransız Katliamı:

 

Bilinçaltında yer eden ve unutması zor acı anılardan biri de Fransız işgal güçlerinin Trablus kentinde işlediği katliamdı. 1942 yılında Lübnan’ın bağımsızlığından önce mücahit Trablus şehrinin sokaklarını dolaşarak Fransız güçlerinin Lübnan’dan çıkmasını isteyen bir öğrenci yürüyüşü oldu. Ben de bu yürüyüşe katılanlar arasındaydım.

 

Yürüyüş, şehir valisinin evine komşu El-Meyna Sokağı’na varmıştı ki, bir dizi Fransız tankı karşı koydu. Silahsız öğrencilere makineli tüfeklerini açtı. Sonra tarif edilemeyen bir vahşilikle onlara doğru yönelerek vücutlarını zincirli tekerleri altında ezdi ve gerisinde yola yapışmış et ve kemik yığınları bıraktı.

 

Burada tarih ve gelecek nesiller için şunu kaydetmek istiyorum; o dönemde -hala da öyle-gönüllü cihat ruhu, ilim ve âlimler şehri; aynı zamanda da cihat ve başkaldırı şehri El-Fayha halkının tadını çıkardığı temel avantajlardan bir tanesiydi.  Bu da onu devrimlerin gururu, özgürlükçü hareketlerin tartışmasız çıkış noktası yaptı.

 

Amerikan Sibyan Okulu

 

1946 yılında babam (Allah rahmet eylesin) beni Amerikan Çocuk Okulu’na kaydetti. Bu okul Trablus ve kuzeydeki ailelerin birçoğunun çocuklarının gittiği bilinen bir okuldu. Bu yeni çevrede; küçük yaşta çeşitli insanlar, akımlar, partiler, gruplar ve mezhepler tanıma fırsatım oldu. 1953 yılında bu okuldan High (Lise) School diplomasıyla mezun oldum.

 

Haftalık Toplantılar

 

Babamın devamlı yaptığı kazançlı şeylerden biri de “haftalık toplantı” ismini verdiği ve her pazartesi gecesi düzenlenen toplantılardı. Bu toplantılara; Şeyh Nasuh El-Barudi, Şeyh Enver El-Mevlevi gibi âlimlerden, okurlardan ve ilahicilerden seçkin bir grup gelirdi. Önce Kur’an okunur, sonra İmam El-Busayri’nin Kaside-i Burde’si ile dualar, peygamber övgüleri söylenir son olarak da tatlı ve meşrubat dağıtılırdı.

 

Tekrar Hikmet Şerif Yeken

 

Annemin babası dedem Hikmet Şerif Yeken’e (Allah ona rahmet eylesin) tekrar dönersek o bir yazar, tarihçi ve edebiyatçıydı. Onu El-Fayha şehrinin yanı sıra Arap ve dünya başkentlerinden birçoğu tanıdı. Hala el yazısıyla mevcut olan 36 bölümlük Dinler Tarihi gibi birçok eser bıraktı. Eşim (Allah ona hayır versin) bu kitaplardan Trablus Şam Tarihi isimli kitabın tahkik ve basım işlemlerini gerçekleştirdi.

 

Dedem beni çok sever ve gözetirdi. Bu da kendisini bana büyük kitaplığını miras bırakmaya itti. Ancak o dönemde küçük olmam nedeniyle vasiyeti tam manasıyla uygulayamadım ve Lazakiye ile Trablus arasında birçok değerli kitap kayboldu.
Aile ve Kökleri

 

Türk kökenli ailemize değinmeyi unuttum. Ailenin ilk büyüğü 17. yüzyılda o zamanki sultanla anlaşmazlıklar nedeniyle Türkiye’yi terk ederek Halep ve Trablus’a yerleşti. (Hamza Yeken Paşa) Trablus valisi, Trabluslu Yeken ailesinin dedesidir ve ağacının köküdür.

 

Davet Dergisi ve Hareketsel Başlangıç

 

Ellilerin başında özellikle de 1952 yılında, editörlüğünü rahmetli Salih Aşmavi’nin yürüttüğü Mısırlı Davet dergisinin sayıları bana ulaştı. Doğrusu bu dergiden çok etkilendim. Zira hareketsel şahsiyetimin parlamasında katkısı oldu. Beni negatif dindarlık halinden olumlu dindarlık haline, şahsi tasa dairesinden toplumsal tasa dairesine taşıdı. Tüm bunlar Allah’ın kudreti ve isteğiyle hayatımda hareketsel oluşumun başlangıcıydı.

 

Mekarimu-l Ahlaki-l İslamiyyeti Cemiyeti

 

1953 yılı hayatımda hareketsel gidişatın başlangıcıydı. Doğduğum, gözümden kaçan ve hakkında çok az şey bildiğim (İlim ve ulema şehri Trablus) şehrin atmosferini keşfetmeye koyuldum.

 

Kader beni hızla ilk davet okulu; Mekarimu-l Ahlaki-l İslamiyyeti Cemiyeti (İslami Güzel Ahlak Cemiyeti)’ne, seçilmiş şahıslarının ve orada çalışan alimlerinin içine sürükledi. Başlarında da 36 Ezherliyi kapsayan Lübnan’daki Ezher heyetinin başkanı Şeyh Salaheddin Ebu Ali geliyordu. Bu aşamada şehirde İslami çalışma ilk meyvesini verdi.

 

Grup Şu Değerli Kardeşleri Kapsıyordu: Abdurrahman El-Kassab, Mustafa Salih Musa, Şeyh Said Şaban, Ahmet Fıdda, Abdulfakir.

 

İlk İslami grup İslam’ın doğru anlaşılmasına, geleneksel anlayış tarzından bilgi, iman ve çalışma üzerine kurulu hareketsel anlayış dairesine gidilmesine yönelik büyük bir ilerleme kaydetti.

 

Bu işe bir grubun, Trablus şehrinin en popüler semtinde Ebi Ali Nehri boyunca yer alan Tevbe Camisinde haftalık davet konuşmaları düzenlemesi eşlik etti. Bana bu etkinlikte ilk konuşmacı olma sorumluluğu verildi. Camileri babalarımız ve dedelerimizden büyüklerden başkasının doldurmadığı bir dönemde, ilk defa bir camide insanlar önünde konuşuyordum.

 

Dairenin Genişlemesi ve Gençlerin Katılımı

 

Davet etkinliklerinin üzerinden bir yıl geçmedi ki Allah’ın izniyle gençler akın akın çalışmaya koyuldu. Trablus kentinin altyapısı hayırla doludur. Önceden bu böyleydi bugün de böyle ve İslam’la ve her mekândaki İslami meselelerle etkileşimle canlı, yanıp tutuşan hazine olarak kalacak.

 

İbadurrahman Cemaati ve İkinci Okul

 

İbdurrahman Cemaati (Rahmanın Kulları Cemaati), 1948 hezimetinin ardından İslami bir cevap olarak üzücü olayın doğurduğu bir gruptu. Kurucusu, Filistin trajedisini yaşayan ve Lübnan’a gönderilenlerle beraber oraya gidenlerden biri olan Muhammed Ömer El-Dauk idi.

 

Cemaatin kurucusu kendiliğinden “Araplar, İslam bayrağı altında savaşsalardı bu yenilgi olmazdı”  fikrini ortaya attı. Bu görüş Lübnan’ın başkent çevrelerinde büyük kabul gördü ve binlerce Müslüman genç cemaate katıldı.

 

İbadurrahman Cemaati’ne Katılım

 

1954 yılında İbdurrahman Cemaati ile aramızda meydana gelen görüşmeler kendilerine katılımımızla sonuçlandı. Trablus’ta cemaatin bir şubesi açıldı. Bu da bize Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta ve ülkenin başka kesimlerinde temas fırsatı verdi. Nasırcılar felaketi başımıza çökmeden önceki bu dönem eğitim, davet ve keşifsel etkinliklerle dolu zengin bir dönemdi.

 

Cemaat, Mısır’da Müslüman Kardeşler ve Cemal Abdunnasır arasında patlak veren çatışmalar sonucu ortaya çıkan Nasırcı baskının etkilerinden ve son olarak harekete karşı başlatılan kampanyadan çok çekti.

 

Nasırcı akımların cemaate siyasi sızma çabaları cemaatle ilişkilerimize olumsuz etki etti.Eisenhower Doktrinini, Bağdat Paktı’nı ve Dördüncü Nokta’yı kabul etmesi nedeniyle “1958 Devrimi” ismiyle o zamanki Cumhurbaşkanı Camile Chamoun’a karşı patlak veren ayaklanmada, Trablus’ta halkı gelen tehlikeye karşı uyararak üzerimize düşen görevi yerine getirdik. Özgür Lübnan’ın Sesi ismiyle bir radyo kurduk. Gençlerimiz, ordu, militan birlikleri ve Suriyeli milliyetçiler tarafından sarılı şehri savunmaya katıldı. Savunma girişimi bu türden eylemleri kesinlikle reddeden Abdurrahman liderliğini kızdırdı ve sonunda iş, Trablus merkezinin İbadurrahman cemaatinden ayrılmasına vardı.

 

Rahmetli Dr. Mustafa es-Sıbai’nin Lübnan’daki İslami Çalışmaya Etkisi

 

Allah’ın takdiri ki İslami Çalışmanın gidişatının olgunlaşması için rahmetli Dr. Mustafa es-Sıbai’nin Edip Çiçekli döneminde Suriye’den Lübnan’a sürülmesi o döneme denk geldi. Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta ikamet etmesi dolayısıyla ve İslami çalışma alanında sahip olduğu ilim ve tecrübe aracılığıyla kendisini canla başla İbadurrahman Cemaati’nin oluşumuna ve şekillendirilmesine verdi.

 

Aramızdaki sıcak bağ önce Lübnan’da ikamet ettiği uzun dönem sonra da uzun hastalığı boyunca vefatına kadar devam etti. Bu lider davetçi âlime vefa borcu olarak verdiği faydadan ve Lübnan’da İslami yolun yönlendirilmesi ve köklüleştirilmesindeki kapsamlı faziletinden başka bir şeyi kaydedemiyorum.

 

Ebi Semra Camisi ve Unutulmayan Anılar

 

1958 yılında devrim esnasında Trablus Vakıflar Müdürü rahmetli Şehid İsam el-Mevlevi beni Ebu Semra Camisi’nde hutbe vermekle görevlendirmişti. Bu cami, nüfusu ve İslam’ın ağır bastığı Ebi Semra Bölgesi’ndeki tek camidir. O dönemde Lübnan Ordusu, Suriyeli milliyetçi militanlar ve Lübnanlı birlikler tarafından kuşatılmıştı.

 

Bu rolü üstlenmemin önemine kanaatime karşın bu teklife karşı geliyordum. Utancımın sebebi o sıra sayıları 30’u bulan Ezher Heyeti üyeleriydi. Cuma namazını o camide kılıyorlardı. Ben de henüz sakalı bitmemiş bir gençken; sahip olduğum şeriat ilminden daha sıkı bir ilme sahip olmalarına ek olarak başlarında Şeyh Salaheddin Ebu Ali (Allah rahmet eylesin) olmak üzere onların hepsi de en iyi âlimlerdi.

 

Özür sunmaya çalıştım ve Şeyh Salaheddin Ebu Ali’nin benim yerime bu işi yapmasını temenni ettim. Ancak herkes hutbeyi benim vermemde ısrar etti. Emir öncesinde de sonrasında da Allah’ın elindedir. Allah’ın yarattığında çeşit çeşit hikmetler vardır.

 

Bu dönemin anılarından biri de rahmetli İsam Mevlevi Cuma namazını sürekli bu camide kılardı. Cumalardan birinde namazdan sonra her zamanki âdeti üzere evine dönmek için yola koyuldu. Eve varmasına çok az kalmıştı ki keskin nişancının kurşunlarının kafasını ve kalbini delip geçmesiyle pencerenin ardında gelmesini bekleyen ana-babasının gözleri önünde şehit düştü. Allah ona rahmet etsin.

 

O dönemde unutmadıklarımızdan biri de Şeyh er-Rabbani Ömer er-Rafii (Allah rahmet eylesin) idi. Beni çok sever, davet ve hutbeye teşvik ederdi. Bana Kahire’de olduğu dönemde şehit Hasan El-Benna ile anılarını anlatırdı. Onu çok beğenirdi.

 

Bahsi geçen cami, halk bölgesinde tek cami olması nedeniyle siyasi ve parti güçlerinden (Arap Milliyetçileri Hareketi, Baas Partisi, Komünist Parti, Nasırcılar) herkes bu camiyi doldururdu. Caminin Cuma günlerindeki sürekli ziyaretçileri arasında kendisine devrimden sonra ilk hükümeti kurma görevi verilen rahmetli Raşid Kirami de (rahmetli lider Abdulhamid Kirami’nin oğlu) yer alıyordu.

 

Amerika’nın Lübnan’ı İşgali

 

1958 yılı sonlarında Amerika Lübnan’daki ulusal ve halkçı güçleri tehdit etmeye başladı ve Amerikan politikasını ve Bağdat Paktı’nın kurulmasını destekleyen Camile Chamoun’un desteklenmesi için Amerikan 6. Filosu’nun gönderileceği sinyallerini verdi.

 

Amerika’nın bu tutumu, siyasi ve dini mercilerden kapsamlı bir kitleyi kapsayan geniş çaplı kınama protestosuyla karşılaştı. Protesto edenlerin arasında Patrik El-Maoşi de yer alıyordu. Patrik şöyle demişti; “İlk Amerikan askeri Lübnan kıyısına ayak bastığında kendim savaşa gireceğim.” 6. Filo Lübnan kıyılarına ulaştı. Patrik parmağını bile kıpırdatmadan askerlerin ve teçhizatın Lübnan topraklarına indirilmesine başlandı.

 

Takip eden Cuma hutbesinde Patrik El-Maoşi’nin verdiği sözü ele aldım. Özel radyomuz aracılığıyla (Özgür Lübnan’ın Sesi), İngilizce olarak Amerikan kuvvetlerine bu ülkeyi ve meselesini terk edip gitmesi ya da Lübnan halkının kızgınlığını ve devrimini beklemesi uyarısında bulunduk!

24 Aralık 2015
118 kez görüntülendi
Etiketler:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?