ŞU ANDA CUMA TEFSİR DERSİ CANLI YAYINDA!
Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi'nin her cuma gerçekleştirdiği tefsir dersi şu anda canlı yayında! Canlı yayını hemen sitemizden, TV FURKAN'dan veya sosyal medya hesaplarımızdan izleyebilirsiniz:
Canlı Yayını TV Furkan'dan izlemek için tıklayın
Canlı Yayını Facebook'tan izlemek için tıklayın
Canlı yayını Furkan Vakfı Youtube kanalından izlemek için tıklayın
Canlı yayını Alparslan Kuytul Twitter hesabından izlemek için tıklayın
CANLI YAYINI SİTEMİZDEN İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Üç Esasımız

Anasayfa » Üç Esasımız

Rabbanilik

İslami anlayış ve yapılanma RABBANİ olmak zorundadır. Böyle bir hareket Kur’an ve sünneti kendine rehber edinmeli, İslam’a Hizmet metodunu kendi kafasından değil Allah (cc) ve Resulünden (sav) almalıdır. Bu İslami anlayış farzlar ve haramlarda geri adım atmayı dinden taviz vermek olarak görmeli, bunda müsamaha göstermemelidir. Öte yandan farz ve haram olmayan ya da âlimler arasında ihtilaflı olan meselelerde daha anlayışlı ve müsamahakâr olan bir hareket olmalıdır. Öncü nesil imanı, ibadeti, ahlakı ve cihad şuuruyla Rabbani bir harekettir.

Rabbani metodun pratiğini bir cümleyle özetleyebiliriz: “Tavizsiz ama müsamahakâr.” Hareket metodu Rabbani olduğu takdirde gerek Tevhid davasından gerekse de dinin ahkâmından taviz verilmeyecek, bu şekilde sağlam ve sâfi bir topluluk oluşturulacaktır. Bunun yanı sıra, temel meselelerde ortaya koyulan bu tavizsiz yaklaşım Müslümanların arasındaki ihtilafı da asgari düzeye indirecek ve doğal bir şekilde “vahdet” oluşacaktır. Sonuç olarak Rabbani metodu, Üstat Seyyid Kutub’un şu tarihi sözleriyle özetleyebiliriz: “Meşru olan bir din, tabiatı gereği, gayrı meşru vasıtalarla hâkim kılınamaz. Rabbani olan bir din, tabiatı gereği, beşerî bir yolla hâkim kılınamaz. Hak olan bir dava tabiatı gereği, batıl bir yolla hâkim kılınamaz.”

İlmilik

İslami anlayış ve yapılanmanın İLMİ olması, sadece beşeri ilimlere değil İslami ilimlere de önem veren ve ilmi kendine pusula edinen bir hareket olması bir zorunluluktur. Âlim ve aydın vasıflarını kendinde toplayan kimselerin ortaya çıkması ümmetin beklentisidir. Vakfımız gayretli ve kabiliyetli hanım ve erkeklere bu iki vasfı kazandırmaya çalışmaktadır. İslami ilimlere gereken önemi vermemek Kur’an ve sünnetten, sırat-ı müstakimden uzaklaşma zamanla haramları helal görme gibi tehlikeleri beraberinde getirmektedir.

İslami hareket ilmi olmalıdır, ilme önem vermelidir. Harekete ilmin ışığında yön verilmelidir. Çünkü Kur’an-ı Kerim ilme önem vermektedir. İlk nazil olan ayetinde “oku” buyurarak ilme çağıran Kur’an, hemen akabinde nazil olan surede ise ilim tahsilinde en önemli araç olan kaleme yemin ederek ilmin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Rabbanî hareket ilmin ışığında yol almalıdır. Bunu söylerken, âlim vasfına haiz olan kişilerin sadece İslamî ilimlere ağırlık verip toplumu, beşeri ilimleri ve siyasi meseleleri bilmemelerini kastetmiyoruz. Âlim ve aydın bir kafaya sahip olmalıdır. Yani hakiki âlim, molladan farklıdır; hakiki aydın da entelektüelden farklıdır. Sadece İslamî ilimlerle iştigal edip halktan kopuk bir şekilde kabuğuna çekilenler, toplumu hakkıyla tanıyamayıp problemlerini doğru teşhis edemediklerinden toplumu arkalarından getiremezler. Bunun sonucunda, o topluma doğru bir yol gösteremezler. Bundan dolayı harekete yön veren insanlarda âlim vasfının yanı sıra aydın vasfının da olması gerektiği bilinmelidir. Bununla birlikte “aydın” vasfı da tek başına yeterli değildir; çünkü Muhterem Hocamızın da ifade ettiği gibi, İslamî ilimlerde vukûfiyet kazanmamış aydınlar kendi namlarına konuşurlar; oysa âlim, “Allah nâmına” konuşur. Toplumları ancak kutsi olan konuşmalar etkiler. Unutulmamalıdır ki, sadece aydın olan bir insanın toplumu etkilemesi ve kitlelere yön vermesi mümkün değildir. Sonuç olarak, toplumlara aydın bir kafaya sahip olan âlimler yön vermelidir. Toplumu iyi tanıyan, oynanan oyunları basiretiyle görebilen, bu oyunlara karşı stratejiler geliştiren, Batı medeniyeti karşısında eziklik yaşamayan ve toplumun uyanışı için bizzat hareketin içerisinde olan liderler topluma öncülük yapmalıdırlar. Şu bilinmelidir ki, ancak böyle liderlerin öncülüğünde, gerçek bir uyanış hareketi başlayacak ve dalga dalga kitlelere yayılacaktır.

ŞUMULLÜLÜK

İslami anlayış ve yapılanmanın ŞUMULLÜ (kapsamlı) olması elzemdir. Kur’an eczanesinde insana lazım olan bütün vitaminler ve ilaçlar bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim iman, ibadet, ahlak, cihad, muhabbettullah ve takva gibi vitamin ve ilaçları gerekli olduğu kadar vermiş ve bundan bir bütün olarak istifade edilmesini emretmiştir. Dolayısıyla; bu vitaminlerin birini ya da birkaçını alıp diğerlerini almamak Müslüman şahsiyetinde bozulmalara, zayıf ve hastalıklı Müslümanların ortaya çıkmasına neden olacaktır. O halde; her cemaatin ve Müslüman’ın anlayarak olmak şartıyla en çok okuduğu ve en çok alıntı yaptığı kitap Kur’an olmalıdır. Hiçbir kitap Kur’an-a ve Hadis-i Şeriflere perde yapılmamalıdır. Vakfımız RABBANİ, İLMİ ve ŞUMULLÜ bir hareket ortaya koymaya çalışarak 1994 yılından beri devam ede gelen hizmet ve eğitimi ile sağlam ve öncü bir nesil hazırlamaya çalışmış ve halkımızın teveccühüne mazhar olmuştur.

İslam dini şümullü yani kapsamlıdır. Hayatın her meselesine dair direkt veya dolaylı bir yaklaşımı, söyleyecek sözü olan bir dindir. Belki de en çok bu yönüyle diğer dinlerden ayrılmaktadır. İslam’ın insan hayatında müdahale etmediği bir alan yoktur. Çünkü İslam, hayat dinidir.
İnsanın maddi hücrelerinin ihtiyacı olan vitaminleri bulma yollarını insana bırakan Allah (c.c), (bir biyoloji ve kimya kitabı göndermeyerek) Eşref-i Mahlûkât olabilmenin yollarını insana bırakmamıştır. Bunun için de, içerisinde tüm vitaminleri barındıran bir kitap göndererek insanı, ‘insanı keşfetmek ve ona uygun dermanı bulmak’ yükünden kurtarmıştır. Bu vitaminleri kısaca ortaya koyacak olursak şunlar karşımıza çıkıyor: İman, İbadet, Ahlak ve Cihad

Şümullülük özelliği ‘hayatı kapsama’ ve ‘insana gerekli olan tüm vitaminleri verme’ yönünün yanı sıra, ‘toplumun tüm kesimlerini kucaklamasıyla’ da kendisini ortaya koymaktadır. Yani İslam, toplumun tüm kesimlerine eşit yakınlıkta olarak, zengin-fakir, avam-elit, erkek-kadın, genç-yaşlı ayrımı yapmadan herkese kucağını açmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in ilk oluşturduğu İslam cemaatine baktığımızda toplumu kucaklayıcı bir cemaat kurduğu aşikâre görülecektir. Zengin, köle, kadın, çocuk, yaşlı tüm kesimlerin, ayrım yapılmadan cemaate alındığı ve Peygamber tarafından eğitimden geçirildiği, siyer kitaplarında mevcuttur. Toplumu sınıflara bölerek sadece belli kesimlere eğitim verenler ve sadece onları, kazanmaya değer potansiyel kitle olarak görenler, belki de bölücülüğün en tehlikelisini yapmaktadırlar. Çünkü İslam adına yapılan bir çalışmada İslam’ın temel prensibi olan ‘her kesimi kucaklama’ özelliği çiğnenir ise bu hareketin adı İslamî hareket olamaz. Bu hareketlere ‘Zenginler hareketi’, ’Elitler hareketi’, ‘Okumuşlar hareketi’, ’Kadınlar hareketi’ denilebilir ancak ‘İslami hareket’ denilemez. Bir hareket ise ‘İslamî’ olma özelliğini kaybetmiş ise o hareketin başarısından ümmet-i Muhammed’in ihyasına bir fayda beklemek, hayalden öteye gitmeyecektir.